Esselamu aleykum,
Türbanlı kardeşlerimizin üniversiteye alınmayışlarının sebebini “Laik Devlet”in politikasının gereği olarak kabul etmek ancak sathî bir değerlendirme
olacaktır. Zira eğer bu bir umumi devlet tavrı olsaydi bütün hizmet veren devlet kurumlarına gelen türbanlı, sakallı, haç kolyeli vatandaşların engellenmesi icab ederdi.
Ne varki bir kurumun (sakal, türban vb.) dini öğe taşıyan hiç bir yurttşına “Sen su faturası yatıramazsın, hastanede tedavi olamazsın, polis senin evine giren hırsızı yakalamaz” dediği vâki olmamıştır! Demek ki bu müşkülün devletin laikliği ile ilgisi yoktur.
Objektif bakıldığı takdirde görülecektir ki bu kısmî yasaktan maksud belli bir kesimin belli hizmetlerden faydalanmasını engellemektir. İşte asıl üzerinde
kafa yorulması gerekn nokta da budur kanaatimce.
Eğitimin bir hizmet olduğu hususu ise esasen gayet açıktır. Hizmeti sağlayan “Sosayal Devlet” faydalanan ise “Ülke Vatandaşları”dır. Türkiye Cumhuriyeti anayasada belirtildiği üzre “…demeokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir”. Eğitim, sağlık, güvenlik hizmetleri de “Sosyal Devlet”in yükümlülüklerinden bazılarıdır. Bu sosyal devlet aynı zamanda (Türkiye gibi) laikse bir dini inanca sahip olan veya olmayan herhangi vatandaşına bilâ istisna bu hizmetleri götürmek zorundadır.
Türban pekâlâ siyasi bir simge olarak kullanılabilir ama her şey kadar mesela yastığın, araba lastiğinin, çorabın, armudun sapının, üzümün çöpünün
siyasi simge olarak kullanabileceği kadar. Daha evvel günlük hayatta istimal ettiğimiz bir eşyayı siyasi simge olarak kullanıldığı iddia edildiğinde veya
gerçekten birileri tarafına siyasi simge olarak kullanıldığında hayatımızdan çıkarmalı mıyız? Peki yarın birisi çıkıp “Orak-Çekiç” siyasi bir simgedir derse
(ki öyledir) devlet orak ve çekiç kullananları bir takım hizmetlerden mahrum mu bırakacaktır? Veya yine birisi “Ben görüş olarak iktisatçı David Ricardo’nun
fanatik taraftarıyım ve yeni bir parti kuruyorum. Partidaşlarımla birlikte kendimize şiar olarak kravatı seçtik.” dese, bundan sonra devlet dairlerinde
kravat takmak yasak mı olacaktır?
Kelime manası evren-kent olan, farklı görüşlerin bir araya gelip tartışıldığı ve bir neticeye varılmaya çalışıldığı, en doğrunun bulunması için bir platform, bir kaide hükmündeki üniversiteler elbetteki her alanda olduğu gibi siyasi alanda da tartışmalara zemin sağlayacaktır.
Zaten hâli hazırda “ne etliye ne sütlüye karışan” tavır sergilemekte olan üniversiteler hantal yapılarıyla, herhangi bir alanda atılım yapmamızı sağlayacak lokomotif görevini ifâ edememekte.
Türkiyedeki üniversitelerin dünya standartlarında üniversitler için kriter kabul edilen (makale yayımlamak, panel, konferans düzenlemek gibi) kıstaslar üzerinden yapılmış sıralamalarda maalesef ülke içindeki hadiselerde “kopardıkları yaygara”nın binde biri kadar ilerleme kaydedemedikleri, akreditasyonda utanç verici seviyede olmaları gerçekleri nazar-ı dikkate alındığında bizi ancak bir “fâsit döngü” içine sokmaktan başka işe yaramadıklarını idrak etmek hiç de zor değildir.
Mücmel olarak izân sahibi, âfâki bakan herkesin esasına vâkıf olacağı üzre hadise, “Laiklik” kisvesi ile örtülüp dikkatleri ve alâkaları bu “kısmi” yasağın asıl sebebinden uzaklaştırmaktan ibaret bir toplum mühendisliği örneğidir. Öyle ki bunun en büyük kanıtı, her türlü çözüme soğuk bakan “Böyleyken böyledir, işte şu esbaptan nâşi yanlış yapıyorsunuz” denildiğinde “Ne münasebet zaten öyle olsa bile bir kere şu sebep de var. Biz asıl o yüzden böyle yapıyoruz” gibi asla sonu gelmeyen bahanelerle işi yokuşa sürmeleri, fâsit bir daire içine mevzuyu hapsetmeleridir.
Akl-ı selim ile burada yapılması gereken bu taktik harakete, bu oyuna gelmeyip esastan uzaklaşmamaktır. Mülâhazaların teksif edilmesi gereken bir başka mesele de daha fazla insana bu konuda ne kadar samimi olunduğunu göstermektir. İçtimai mutabakat çözüm için en sağlam zemindir.
Allah hayırlı selâmet versin.