Bismillâhirrahmânirrahîm…
Selâm ve salat Allah’in (c.c.) rasûlune olsun.
Esselâmu aleykum ve rahmetullah,
MUKADDİME
Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat inancına göre İslâm’da 5 mukaddes gece vardır ki bu günlerin, gündüzlerini oruçlu geçirip, gecelerini ibâdetle ihyâ etmek müstehap ve sevaptır. Zîra bu gecelerde Mevlâmız (c.c.) Eş-Şekur, El-Kerîm, El-Mucîb, El-Vedûd, El-Berr, El-Afuvv, Et-Tevvâb, Zu’l Celâli ve’l İkrâm ve Es-Sâbur isimlerinin tecellisi ile (ki en güzel isimler ancak O’nundur) bizlere herzamankinden fazla teveccüh eder, ve karşılığını da şüphesiz haddinden fazla verir. Ve lâkin ekseriyetle düşülen hata bu geceleri çokca önemseyip akabinde tekrar gaflete, düşüp nisyana gark olmaktır. Pek tabî bu gecelerin feyzi ve bereketlerinin diğerlerinden nispeten fazla olduğu umulur ancak Allah’in insana ne zaman “nasuh tevbeyi” ihsân edeceği bilinmez. Böyle geceler bizler için birer milad, yeni birer başlangıç vesîlesi olmalıdırlar. Hidayetten sonra gaflete düşen, idlâl olan kulun hâli ne kötüdür, Allah (c.c.) cümlemize sirat-i müstakimden ayrılmayan kullarından olmayı nasîb etsin.
KANDİL NEDİR?
Mezkur geceler için ülkemizde müşterek bir isimle “Kandil Geceleri” tâbiri kullanılır. Bu deyişin kökü, ilk defa Sultan II. Selim zamanında tahakkuk ettirilen bir faaliyete dayanır. Sultan II. Selim zamanında (1566-1574) Mevlid ve Regâib gecelerinde bazı camîlerin minârelerinde kandil yakılmaya başlanmıştır. Bu kandiller mevsimine göre rüzgârda sönmeyecek şekilde fener gibi kuşatılır, ayrıca sabaha kadar yanacak şekilde tasarlanır ve her gün boşalan yağları doldurulurmuş. Berat ve Mi’rac Kandili de 1577 yılında Sultan III. Murad’ın fermânı ile bunlara ilave olunmuştur. Bu esbaptan halk arasında bu gecelere “Kandil geceleri” denmesi âdet olmuştur.
BİD’AT BAHSİ…
Ehl-i Sünnet mezhebleri dışındaki bazı mezheblerde bu mübarek günlere ve gecelere normalden fazla ehemmiyet verilmesi ve farklı nazar edilmesi bid’at olarak kabul edilir. Buna sened olarak ta Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ; “Allah’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz, saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Sözlerin en doğrusu Allah’ın Kitab’ıdır. Yolların en güzeli Muhammed’in yoludur. Yapılan işlerin en şerlisi sonradan uydurulup ortaya çıkarılanlardır. Her sonradan uydurulan bid’attir. Her bidatte sapıklıktır. Her sapıkta Cehennemliktir.” hadîs-i şerîfini gösterilir. Ancak ehl-i sünnet âlimleri bu konuda farklı görüş bildirmişlerdir. Hadiste geçen “küllü” (her) kelimesinin ekseriyet ifade ettiğini söylemişlerdir. İmam Şafiî: “Kitab’a, Sünnet’e, icmaa ve sahabenin yoluna muhalif olan her şey, saptırıcı, kötü bir bid’at; bunlara muhalif olmayıp hayra yönelik şeyler de iyi ve güzel bir bid’attır” demektedir. Bu esbaptan bid’atlar iyi bid’at (el-bid’atü’l-hasene) ve kötü bid’at (el-bid’atü’s-seyyie) diye ikiye ayrılır. İmâm Şafiî’nin delili ise Hz. Ömer’in sahabe-i kiramın camide cemaatle teravih namazı kılmalarını, “bu ne güzel bid’at” diyerek tasvib etmesine dayanmaktadır. Durum bu merkezden bakıldığında faydalı olduğu düşünülerek bid’at olsa bile bid’at-ı hasene kabul edilmelidir.
MİRAC (GECESİ)
Recep ayının 27. gecesi Mir’ac gecesidir. İsrâ sûresinin ilk ayeti Mi’rac hadisesinden bahseder. İsrâ gece yürtülüp götürmek demektir, Mi’rac ise yukarı çıkarmak demektir. Allah (c.c.) İsrâ suresinin ilk ayetinde şöyle buyurmuştur: “Kulu Muhammed’i geceleyin, Mescid-i Haram’dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O’dur.”
Rasul-i Ekrem (s.a.s.) efendimizin “Mi’rac” denilen bu mübarek seyahati, en kuvvetli rivayetlere göre peygamberliğin onüçüncü senesinde hicretten altı ay önce Receb-i şerifin yirmi yedinci gecesinde meydana gelmiştir.
Ömer Nasuh BİLMEN tefsirinde Mi’rac hadisesi şöyle anlatılır:
“Resul-i Ekrem Efendimiz, Hazreti Cibril’in getirmiş olduğu burak ile yani: şimşek gibi son derece parlak
ve süratli harekete sahip bir hayvan, bir nakil vasıtasiyle başlangıçta Beytülmukaddes’e varmış, orada iki rekât namaz kılmış, sonra Cibril- i Emin ile birinci göğe yükselmişler, gök kapıları açılmiş, orada Hazreti Adem ile görüşmüştür Sonra ikinc göğe çıkmışlar, orada da Yahya ve İsâ Aleyhimesselâm ile görüşmüştür. Sonra da üçüncü semaya çıkmışlar, orada da Yusuf Aleyhisselam ile karşılaşmıştır, Sonra da dördüncü semaya yükselmişlerdir. Orada da İdris Aleyhisselam ile karşılaşmıştır. Badehu beşinci semaya yükselirken Harun Aleyhisselam ile görüşmüştür. Bunu müteakip de altıncı semaya yükselerek orada da Musa Aleyhisselam ile sohbette bulunmuştur. Bundan sonra da yedinci semaya çıkarak İbrahim Aleyhisselam ile görüşmüştür. Bütün bu mübarekPeygamberler, Resul-i Ekrem Efendimize merhabalar diyerek hakkında dualarda bulunmuşlardır. Hazreti İbrahim, Beytülmamûr denilen yüce bir makama dayanmış bulunuyordu ki, buraya hergün yetmiş bin Melek geliyor, bir daha geri dönmüyorlardı. (Bir kez gelene bir daha sıra gelmiyordu)
Son Peygamber Hz. Muhammed, o yüce makamlardan sonra “Sidretülmüntehâ” denilen pek yüce bir makama ulaşmıştı. Orada Resul- i Ekrem Hazretleri pek kutsî tecellilere mazhar olmuş ve o geceden itibaren beş vakit namaz farz kılınmiştır.
Başlangıçta elli vakit farz kılınmıştı. Hazreti Musa’nın tavsiyeleri üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz bir kaç defa Cenab’ı Hak’ka dua ve yakanda bulunmuş, ümmeti hakkında kolaylık gösterilmesini niyaz etmiş, nihayet elli vakit bşD vakte indirilmiş, fakat bir vaktin edası için on misli sevap verileceği vaad buyurulmuş olduğundan beş vakit namaz, elli vakit namaz sevabını kazandırmıştır.
Sidretülmüntehâ; bütün meleklerin ilimleri ancak bu makama kadar vasıl olabileceği için bu makama bu unvan verilmiştir. Diğer bir rivayete göre de Hak Teâlâ’nın yukarıdan inen ve aşağıdan yükselen emirleri bu makamda son bulduğu için buna “Sidretülmüntehâ” denilmiştir.”
(İsrâ ve Mi’rac hakkında daha geniş bilgi için Mevdûdî, Tevhid Mücadelesi, III. 301-335)
İslâm alemi için böyle mühim bir hadisenin, bir mucizenin gerçekleştiği bu gecede Mevla’dan (c.c.) af dileyip, yüzleri O’na çevirmek buna da Resul-u ekrem (s.a.s) efendimizi ve mirac hadisesini vesîle etmek, İsrâ suresini okumak elbette müstehaptır. Bu gece ümit kesmediğimiz Rabbimizden bağışlanma ve hidayet dilemek için bir fırsattır, bu gece sevaplar katlanarak fazlasıyla amel defterlerimize yazılacaktır inşaallah. Mühim olan bu gecelerde minareleri mahyaların süslemesi, sokaklarda kandillerin yanması değil, bizzat gönlümüzün yanması, Mevlâna Celâleddîni Rûmî’nin buyurduğu gibi, yanması ve çerinden çöpünden ayrılmasıdır. Bu gecenin uhrevi havasına şamil olamadıktan sonra cân u gönülden Allah! diyemedikten sonra bu gecenin ömrümüzün geçen ve kalan sıradan gecelerinden farkı olmayacaktır. Bir kanalda kandil programı izleyip ardından sanki vazife tamamlanmış gibi rahat yatığa baş koyulduktan sonra bu da hanemize kaçmış bir fırsat olarak yazılmaktan başka işe yaramayacaktır. Mi’rac gecesini ibâdet ile ihyâ etmek asla bir vazife, bir külfet olarak değil bilakis bir fırsat olarak görülmelidir.
Allah (c.c.) cümlemize (o elim azâbın olduğu günde yanmamak için) bu gece kandillerden, mahyalardan fazla yanmayı, hidâyet ışığıyla aydınlanmayı, Lâakal 2 rekat kazâ namazı kılıp secdede hiç olmazsa Kendisine yakın olmayı nâsib etsin.
Subhâne rabbike rabbi’l izzeti a’mmâ yesifûn. Ve selâmun a’lel murselin. Ve’lhamdulillahi rabb’il âlemin.